Salı, Mayıs 22, 2007

Darbekarşıtı(!) bir kitleden militarist demokratik(!) afiş

Son zamanlarda mail kutularımız çok sayıda politik içerikli mail ile dolup taşıyor. Hemen hepsi de iktidar partisi aleyhinde çok sayıda yorum/bilgi/slogan içeriyor. Geçen gün gelen alttaki grafik ise militarist-politik bir seçim afişi olarak tarihe geçecek. Emir komuta zincirini bozmadan, haydi seçmenler sandık başına! Marş marş!

Etiketler: , ,

Cuma, Mayıs 18, 2007

Darbeler 4 yılda bir yapılsın

Politikadan hiç hazzetmem. Ama son zamanlarda ülkemin kimi insanları o denli saçmaladı ki... Politika o denli gündem işgal etti ki... Böyle bir ortamda ironi - kara mizah yöntemiyle muhalafetlerini ortaya koyan Genç Sivil arkadaşların eylemleri dikkatimi çekiverdi. "Darbe" deyince aklıma "Yapmıyorum lan darbe marbe, insana ağız tadıyla bir darbe yaptırmıyorsunuz, aşağıdan yukarıdan reklam giriyorsunuz" diyen Levent Kırca'nın unutulmaz skeci gelirdi. Gel gör ki yıl 2007 hala gerçek ve ciddi darbe olasılıklarını konuşuyoruz. İnanılacak gibi değil. "Genç subaylar rahatsız" diye manşet atıyor bazı gazeteler... Genç Siviller de rahatsız oluyorlar ve gündemdeki konular hakkında bazı önerilerde bulunuyorlar:

* 3 CHP oyu 1 AKP oyunu götürsün
* CHP oyları 5, AKP oyları yarım, DTP oyları geçersiz sayılsın
* Saltanat geri gelsin, Sezer'in oğlu cumhurbaşkanı olsun
* Darbeler 4 yılda bir yapılsın
* Seçimler açık oy, gizli tasnif yöntemiyle yapılsın
* Seçimler CHP kazanıncaya kadar tekrar edilsin
* AKP kapatılsın, halı saha yapılsın
* Tek parti olsun, temizolsun
* Düzgün bir demokrasimiz olamadı bari adam gibi bir totalitarizmimiz olsun
* Daha da kötü bir Türkiye mümkün
* Yeter artık olacaksa olsun şu darbe, CHP'nin duygularıyla oynamaya hakkınız yok

İroni aslında bize uzak bir tarz değil. Hiciv bizim geleneğimizde eskiden beri var olan bir şey. Buna rağmen Genç Siviller adına konuşan bir kişi şunu bile söylemek zorunda hissediyor kendini: "Bilemiyorum, umarım hepsinin sadece espri olduğunu kimse unutmaz. Yoksa tarihe tek parti rejiminin ideologları olarak geçmek istemeyiz."

Genç Siviller'in web sitesinde gördüğüm ve gerçek olduğuna inanmak istemediğim iki farklı eski sloganla karşılaşıyorum: Devletin yarı resmi gazetesinin 1933 yılında attığı “Halk plajları doldurdu, vatandaş denize giremiyor” diye manşet attığını ve zamanında CHP’nin DP’ye karşı “Reşolar, memolar iktidara geliyor” diye bir seçim sloganı kullandığını yazıyor site.

Ve bir de 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı konusu var... Discovery Channel ve NGC'de görmüşsünüzdür... Mao döneminden kalma Çin görünütülerinde, parti gençlik kollarının vatansever, sportmen, tektip hareketleriyle düşmanların kalplerine korku salmak için yaptıkları törenler... Çin vazgeçer ama biz vaz geçmeyeceğiz sanırım. Eleştiren bile vatan haini ilan edilebilir! Bayrama değil bu ilkel usule karşı olduğunuzu söylemeniz belki kafi gelmez... Ve bir de mayo konusu son günlerde ülke gündemini işgal ediyor. Koca koca adamlar utanmadan köşe yazıları yazıyorlar, "hey millet! siz aklınızı mı kaçırdınız?" diyen bir kişi bile yok demiyoruz neyse ki. Artık eskisi gibi değil, anlayan anlıyor, anlamıyor gibi davrananlar da anlıyor aslında.

Etiketler: , ,

Salı, Mayıs 01, 2007

Perihan Magden

Teşekkürler Perihan Mağden, yazını olduğu gibi buraya almam gerekiyordu... Teşekkürler. Bu bir yanlış değil. Burada gerçekten takdir, saygıyla ve sevgiyle kulaklarını çınlatıyorum. Sakın vazgeçme.

e-muhtıra, f-darbe, g-askeri yönetim
Perihan Mağden
01/05/2007

Cuma gecesi, bi arkadaşım mesaj atmış, "Olanı biteni duydun mu?" diye. Ben çok erken uyuyan biriyim. Gece köpeğimizin havlamalarıyla uyanıp da bu mesajı alınca, Hürriyet'in sitesine girip aldım kara haberi: Askeriyemiz internet sitesinden bir muhtıra (demokratik düzene tehdit mesajı) yollamış. Cümlemize. Bazılarımız için bu e-postallanmanın kırmızı tişörtler, kafada rüküş kepler, muhtelif meczup dışavurumlarla Meydandolduran olabilmek için büyük bir muştu, omuza patpat, saçlara okşama "Aferin akıllı kızım benim! Çık bağır sloganlarını! Söyle 10. Yıl Marşı'nı" anlamına geldiğinin pek tabii ki farkındayım. Cuma gecesi 2'den beri ruhumu bıçak açmıyor. Tarif edemeyeceğim kadar üzgünüm. Bu memleketten umudu kestim. Bu memlekette dirlik ve düzen olamaz; zira bu memlekette birlik yok. Ezilenin, hakkını alamayanın, adaletsizliğe uğrayanın birliği yok. Buna karşılık: Meydandolduranların hangi haklarının gasp edildiği konusunda bir bilgim yok; 'olası' gasplara karşı meydan dolduruyorlarsa, ben de onların olası gasplarına karşı meydan doldurulursa teselli bulabilirim ancak. Zira onların yalnızca Askeriye Delisi değil, aynı zamanda Darbe Yandaşı olduklarına dair kanaatimden kurtulmam mümkün değil. Pankartlar 'Ne şeriat, ne darbe' diyor. Ama kürsüde Nur Serter hanım seçeneklerden ikincisinin nasıl yüreklerine sur serpeceğini ilan etmiyorsa; ne söylemekte peki? Nur Serter hanımın yardımcısı olduğu Atatürkçü Düşünce Derneği'nin başkanı Darbeci Günlükleri'nden ismi Darbe Yapma Arzusu 2 Kez Direkten Dönen Komutan olarak (habire) geçen Eruygur Paşa. Tuncay Özkan mevcutlu konuşmacı, pardon bağırmacı. Bu 'iddiaları' ortaya atan NOKTA, Askeri Savcı'nın talebiyle basıldı. NOKTA'nın sahibi "Kalbimde stent takılı; dayanamayacağım" deyip dergiyi kapattı. Alper Görmüş 6 yıl hapis istemiyle yargılanıyor. Ama Darbeci Günlükleri'nin 'otantik' mi olduğuna, yoksa o iki bin sayfanın çok işgüzar birileri tarafından ilmek ilmek mi hazırlandığına dair bir soruşturma söz konusu değil. Açılmadı. Çağlayan Mitingi'ndeki pankartlar, "Solcuların oyu CHP'ye, sağcıların oyu MHP'ye" diyor. Demek 'sağcı' ve 'solcu' laikçiler bu denli eminler duruşlarından. Onlar için MHP ya da CHP fark etmiyor: Benim için de öyle. Arşivlere girip bakıyorum Şemdinli İddianamesi'nde Yaşar Büyükanıt ve bazı komutanların adını geçirme densizliğini ve cüretini gösteren eski Van Savcısı Ferhat Sarıkaya'nın adı en son gazetelerde "Vanda 2 korumayla geziyor" diye geçiyor. 15 Kasım 2006'da. O günden beri Ferhat Sarıkaya'yla ilgili hiçbir haber yok. Avukatlık yapması DAHİ yasaklanmış bulunan Ferhat Sarıkaya acaba nerde, ne yapıyor? Haber almak istiyorum. Şemdinli bir milat olabilirdi. İki astsubay ve bir itirafçı 39 yıl 10 ay 27 gün ceza aldılar. Umut Kitabevi'ne bomba atmışlar; bir kişinin ölümüne, beş kişinin yaralanmasına neden olmuşlardı. Şemdinliler tarafından 'iş başında' yakalanmasalardı, bir provokasyonu gerçekleştirmiş/görevlerini yerine getirmiş astsubaylar olarak karargâhlarına döneceklerdi. Değil mi? Bir savaş bitmiyor, bitirilmiyor ve bunun maliyetinin hesabı sorulamıyor. Kaç can gitti? Bir şehit ailesi çıkıp, "Oğlumun şehit düştüğü o eyleminiz/baskınınız/harekâtınızla ilgili askeri teknik inceleme yapılmasını talep ediyorum. Komutanların görevini ihmal ya da yanlış yapması söz konusu olabilir mi? Bunun tetkik edilip bana bildirilmesini istiyorum. Oğlumun ölümü yerli bir ölüm müdür, yersiz midir/haklı mıdır/haksız mıdır? Beni evlatsız komaya haklı (askeri) gerekçeleriniz vardır elbette. Bunları öğrenmek istiyorum," diyebiliyor mu? Savaş sürüyor. Mevsim geldi. Şehit cenazeleri köylerine yollanmaya başlandı. 12 Nisan'da Yaşar Büyükanıt 'tarihi bir konuşma' yapıyor. Bir deterjan sloganını (sözde değil özde temizlik) alıp mesajını olabildiğince sert veriyor. Tam da Erman Toroğlu/Hıncal Uluç benzeri 'futbolcu' 'demokrat değil Cumhuriyetçi' (kendi tanımları) 'sandıkçı değil darbeci' (benim tanımım) fanatik laikçilik kisvesi altında orduculuk hastalarının arzu ettiği kadar, 'kodu mu oturtan' bir konuşma. (Diyelim: Tuncay Özkan'ı kesmiyor.) Avrupa Birliği müktesebatının Türkiye'yi bölmek istediğini DAHİ söylüyor. Daha ne söylesin? "Gördüğü düşü hayıra yoranın da Allah'ını!" demek isterim pozitifçilere. Siyasetçisine, medyalamacısına, inatçısına. Kimse okuyamıyor değil de; okumaz gibi yapıyor. Bunu da en iyi 'Başbakanın uçağından da inmem, paşalarımın kucağından da' çizgisinin yılmaz, en son, en gelişmiş (Ankara) temsilcisi Aslı Aydıntaçbaş pazar günkü köşesinde ifadelendiriyor. (30 Nisan, Sabah gazetesi) "Gerçekten de Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın 12 Nisan konuşmasında neyi kast ettiği, kime veto koyduğu, üst düzey bir komutanın anayasal bir çerçeve içinde kalsa bile 5 temel güvenlik sıkıntısını sayarak hükümeti suçlamasının anlamını hepimiz biliyorduk. Biraz hükümetin hışmından çekinerek, biraz da militarist gözükmemek için bunu GÖRMEZDEN GELDİK. Daha önce ben kaç defa edindiğim izlenim ya da görüşleri, aynı sebepten aktaramadım." Bence hiçbir Ankara temsilcisi, patronunun enerji ihaleleri filan hükümetle iyi geçinir görünmezlerse sekteye uğrar korkuları içinde soluk alıp verdiğini ya da ne denli Asker Yalakası olduklarının (tuhaf bir biçimde 'militarist' kelimesini kullanıyor) fazla göze batıp batmıyor olmasından çekinip ketlenmemeli. 'Nesnel' temsilci taklitlerini, yemeyen yemiyor. Meydandolduranlar da öyle. AK Parti'nin işşş başında olduğu süre zarfında Mecidiyeköy'deki 80 bin dolarlık daireleri 280 bin dolar eder oldu. Bundan alabildiğine memnunlardı. 301'in bırakın kaldırılmamasından, kılına halel gelmemesinden; savaşın sürdürülmesinden, düşünce ve ifade özgürlüğünün habire bıçaklanmasından/ kurşunlanmasından, ultra nasyonalist tırmanıştan filan hiçbir kaygı ya da beis duymadılar. Şimdi Büyükanıt gibi bir komutan gece on biri yirmi geçe internet sitesinden her türlü demokratik hak ve hukuku (Anayasa'yı) bombalıyor. Kat'i surette 'gizli' bir sevinç içindelermiş gibi yapmasınlar. Tek dertleri: türbanlı Hayrünnisa Gül'ün ve muhtelif rivayetlenen 'eski konuşmaları' tedavüle sokulan dindar Abdullah Gül'ün Çankaya'ya çıkması! Mı yani? O meydanlarda internet sitesine konulan demokrasi tehdidine teveccühler haykırılıyor. Başka şeyler söylüyorlarsa da ben anlamıyorum. Ama ben Büyükanıt'ın 12 Nisan konuşmasını doğru okumuştum. O günden beri de kanım donmuş bir vaziyette yaşamaya çalışıyorum. Şimdi gördüklerimden ruhum kararıyorsa, yine doğru okuma yaptığımdandır. Zannederim.

Etiketler: , ,